Background Image

Türkiye Aşı Enstitüsü

Son Eklenen Haberler

İbn Sînâ Haftası

Avrupa’da "Avicenna" olarak tanınan büyük bilgin ve hekimlerin pîri olan İbni Sînâ 17 Ağustos 980’ de Buhara (Özbekistan)'nın Afşana kasabasında doğmuş, 21 Haziran 1037’de Hemedan (İran)’ da vefat etmiştir. Doğumunun 1003. Yıldönümü olan 1983' den itibaren, ülkemizde her yıl ağustos ayının 3. haftası İbn-i Sina Haftası olarak belirlenmiştir.

Babası Abdullah Bin Sina, Belh (Afganistan) şehrinin ünlü bir bilim insanıdır ve onun eğitilmesine çok önem vermiştir. Babası dönemin bilim insanları ile sürekli irtibat halindeydi. Bu irtibat neticesinde evi felsefe, geometri ve Hint matematiğiyle ilgili konuların tartışıldığı bir merkeze dönüşmüştü. Kendisini bu tartışmaların içinde bulan İbn Sînâ erken denilebilecek bir çağda felsefî konulara âşinalık kazanmıştır.

İbn Sînâ, Abdullah Natıli'den matematik, İsa b. Yahya'dan doktorluk öğrenmiştir.  Ayrıca felsefe, doğa bilimleri ve astronomi üzerine çalışmaları olmuştur. Fizik ve metafiziği ise kendi kendisine öğrendiği söylenmektedir. Felsefe ve metafizik alanlarında ise Farabi ve Aristoteles’ den etkilenmiştir. Kur'an'ı ezberleyip din bilimlerini öğrenmeyi de ihmal etmemiştir. Akılcı, deneyci ve gözlemleri güçlü bir bilgin olduğu ve genç yaşta ünlü kişilerin dikkatini çektiği söylenmektedir.

İbn Sînâ’nın bir hekim olarak şöhrete kavuşması, Sâmânî Hükümdarı Nûh b. Mansûr’u tedavi etmesiyle gerçekleşmiştir. Bütün hekimlerin âciz kalması üzerine saraya İbn Sînâ davet edilmiş ve tedavinin sonucundan memnun kalan hükümdar kendisine saray kütüphanesinden istifade etme izni vermiştir. Sultan, onu Sıvan al-Hikme adlı kütüphanesine müdür olarak atamıştır. Nuh'un ölümünden sonra Samanoğulları arasında saltanat kavgası başlamıştır. Bunun üzerine İbn Sina, İran'ın Tahran Eyaleti'nde yer alan Rey şehrine gitmiştir ve orada Emir Mecd ad-Devle'nin yönetimine yardım etmiştir.  Hastalanan bu emiri de iyileştirmiştir, sonra İran’ın en eski şehirlerinden biri olan Hemedan'a giderek Emir Şems ad-Devle'ye yardım etmeye başlamıştır. Emir Şems ad-Devle de onu bakan olarak atamıştır.

Sekiz yaşında hafız oluşu, on altı yaşında bir tabip olarak üstün başarı kazanıp kendisinden daha tecrübeli meslektaşları arasında belirgin biçimde kendini göstermiş olması ve matematik, astronomi, fizik, kimya, müzik ve edebiyat gibi pek çok ve çeşitli konuların hepsi üzerine önemli çalışmaları olması, düşüncesinin açıklık, derinlik ve güçlülüğünün hayret verici boyutlara erişmiş bulunması, bütün bu alanlarda özgünlük gösterebilmesi onun istisnai kişiliğine tanıklık etmektedir.

İbn Sînâ yaşadığı döneme damgasını vurmuş ve tıp alanındaki çalışmalarıyla tanınmıştır. Bu alanda pek çok eser kaleme almıştır; bunlar arasında özellikle kalp-damar sistemi ile ilgili olanlar dikkat çekmektedir. 

İbn Sînâ’nın tıp konusundaki en önemli eseri ve onun adıyla özdeşlemiş olan el-Kânûn fî’t-Tıb (Tıp Kanunu), Batı ülkelerinde 16. yüzyılın, Doğu ülkelerinde ise 19. yüzyılın başlarına kadar okutulmuş ve kullanılmıştır.

Bu eserin;

  • Birinci bölümü; anatomi ve koruyucu hekimlik,

  • İkinci bölümü; basit ilaçlar,

  • Üçüncü bölümü; patoloji,

  • Dördüncü bölümü; ilaçlarla ve cerrahi yöntemlerle tedavi,

  • Beşinci bölümü ise çeşitli ilaç terkipleriyle ilgili ayrıntılı bilgiler vermektedir.

İlk defa 1593’te Roma’da basılmış olan kitap, daha sonra Kahire (1290), Bulak (1294), Leknev (1298) ve Lahor (1905) gibi pek çok yerde yayımlanmıştır. İdvâr el-Kaş (I. Al-Qashsh), Bulak baskısına dayanarak eseri notlarla birlikte dört cilt halinde yeniden yayımlamıştır (Beyrut 1987, 1993). Gerard de Cremone tarafından Latince’ye çevrilen nüshası 1473’te Milano’da, 1279’da Roma’da gerçekleştirilen İbrânîce tercümesi ise 1491’de Napoli’de basılmıştır. Ayrıca Tokatlı Mustafa Efendi tarafından yirmi bir cilt halinde Türkçe’ye (TSMK, III. Ahmed, nr. 1903; Süleymaniye Ktp., Hamidiye, nr. 1015; Râgıb Paşa Ktp., nr. 1335), beş cilt halinde Özbek Türkçesi’ne (Taşkent 1954-1960), dört cilt halinde Farsça’ya (Tahran 1984) çevrilmiş, ayrıca bazı bölümleri Türkçe, Urduca, Fransızca, Almanca, İngilizce ve Rusça gibi dillere tercüme edilmiştir. Esere Arapça, Farsça, İbrânîce ve Latince olmak üzere pek çok şerh ve hâşiye yazılmıştır.

Yaklaşık 276 kitabı bulunan İbni Sina'nın diğer eserleri ise;

  • Kitab-ül Şifa

  • Kitabün Necat

  • El işaret Vet-Tenbihat

  • Hikmet-i Aruzi

  • Hikmei Meşrikiyye

  • Esbabu Hudus-il Huruf

  • Lasan-ül Arab

  • En-Nebat vel-Hayevan

  • Ed-Dustur-ut Tıbbi

  • El-Hutub

  • Hikmet-i Meşrikiyye

İbn Sînâ’nın yeteneklerini ana çizgileriyle şu şekilde özetlemek mümkündür:

İbn Sînâ insan düşünce ufkunu enginleştirmiş, ele alıp işlediği konuya kendi çağının olanakları çerçevesi içinde hissedilir ölçüde açıklık getirebilmiştir. İbn Sînâ' nın eserleri, Orta Çağ boyunca Batı'da da Latince çevirileriyle önemli bir etkiye sahip olmuş ve Avrupa'daki tıp eğitimi ve uygulamasında da büyük etkileri olmuştur. Ayrıca, modern tıp gelişiminde bilgi ve deneyimlerini kullanarak tıp alanında yapılan çalışmaların temelini oluşturan antik ve Orta Çağ dönemi eserlerinden biri olarak kabul edilir. Ancak günümüz modern tıbbı; teknolojik ilerlemeler, klinik araştırmalar ve büyük veri analizine dayalı olarak büyük bir gelişme göstermiştir. Dolayısıyla, modern tıp açısından bakıldığında İbn Sînâ’nın doğrudan etkisi günümüzdeki tıp gelişimindeki diğer büyük etkenlere kıyasla daha sınırlı kalmış olabilir. Tarihsel olarak bakıldığında onun eserleri ve katkıları, tıp biliminin gelişim sürecine önemli katkılarda bulunmuştur.

Kaynaklar

İbn Sina Doğumunun Bininci Yılı Armağanı Der. Ord. Prof. Dr. Aydın SAYILI

İbn-i Sina, Metafizik (çev. Ömer Türker-Ekrem Demirli), İstanbul: Litera Yayıncılık, 2013, ss. XI.

15.08.2023 tarihinde https://islamansiklopedisi.org.tr/ibn-sina adresinden erişildi.